İçeriğe geç

32’me doğru, garson ve mutlu..

Fulsen TürkerMerhaba, ben Fulsen. Kimileriniz aslımı bilir, kimileriniz bu kağıtlar üzerindeki suretimi.

Evet, ben Fulsen. 2 ay sonra 32 yaşımı dolduracağım. Beş yaşında hayatımı kayıt altına almam tembihlendi, sekiz yaşımdan bu yana zaman zaman yazıyorum. Babam yok. On dört yıldır oğlak burcuyum. Kullandığım her kelimenin anlamını en az yedi kez sorgulamışımdır. Kafein, nikotin ve etanol severim. Uzun yıllar cinsiyetsiz çirkin bir varlık olduğuma inanarak yaşadım. Yirmi yaşıma geldiğimde kadın, yirmi bir yaşıma geldiğimde güzel bir kadın olduğumu keşfettim. Annem yok. Kadınların takdirini kazanıp, erkeklerin hayranlıklarını toplayarak bu yaşıma kadar geldim. Çok güzel hatalarım var, hepsini ayrı ayrı severim. Hatalarımın yarısına sebep cin tonik kadehlerini ise daha çok severim. Bir süredir herkese karşı fütursuzca dürüstüm. Güneşe, sivrisinek ısırığına ve hayata karşı alerjim var. Tüm talihsiz yaşanmışlıklarımın beni hayata karşı daha güçlü kıldığına inandım ve iyi yazabilmek için en kötüsünü yaşamam gerektiğine kendimi inandırdım. Üç kız kardeşim var; ikisinin adı Melek. Kadınlarla konuşmayı, erkeklerle sevişmeyi severim.

Evet, şimdi hatırladınız değil mi, ben Fulsen. Deneme ve yanılma yöntemiyle yaşamayı tercih ettiğim şu hayatta toplumun üzerime görev atadığı her işi takdirle tamamladım. Bana “Anadolu lisesine git” dediler, en iyisine gittim. Bana “İngilizce öğren” dediler, öğrendim. “Vakit kaybetme, hadi hadi, hemen üniversiteyi kazan” dediler, kazandım; “Geç kalma sakın, hemen bitir okulu” dediler, bitirdim. 22 yaşımı yeni doldurmuştum ki, yüksek ökçelerin üzerinde yürümeyi henüz bilmezken lacileri çekip dönemin en büyük bankasında, pek de fiyakalı bir unvanla işe başladım. “Yüksek lisans caizdir” dediler, “Hemen” dedim.

O çalışkan kadın ben, Fulsen, mektepliyim. Ne iş yapacağımı bilmeden okudum ben, okumayı sevdiğim için okudum. Alaylıyım. Beni Fulsen yapan ne varsa ve bunlardan hangisi kiramı ödüyorsa, tiyatro biletlerimi alıyorsa, meslek edindim, afili unvanlarla çalıştım durdum. Türkçeden Türkçeye tercümanım ben. Dağınık olanı toparlayanım. Nerede konuşulup, nerede susulacağını bilenim. Yedi milletten insanla anlaşabilenim. Yedi milletten insanı birbiri ile anlaştırabilenim. Yeri geldiğinde kelimelerin oyunbazı, yeri geldiğinde manipülasyonun ustasıyım. Hepsinden öte çalışmayı sevenim. Olmadığını gördüğümde, mutlu olmadığımı anladığımda değiştirenim.

Kartvizitini taşımak için üstüne para vermek zorunda kaldığım bir işin girdabından kendimi kurtarmak için içine atladığım hayatın işsizlik hali, Fulsen’in mutsuzluk haline dönüştüğünde, cama yapıştırılmış bir kağıdı işaret etmek suretiyle “Eleman ilanı için kiminle görüşmeliyim” dedim ve yine değiştirdim.

Merhaba, ben Fulsen; garsonum.

Aynı ilk gençlik günlerimde olduğu gibi, her sabah yatağımda kocaman bir gülümseme ile gerinerek uyanıyorum. Ben bir garsonum, işim bu: misafirlerime kahve, şarap ya da turta değil; mutluluk, huzur ve keyif satıyorum. İyisiyle kötüsüyle türlü ruh hallerinde içeri giriyorlar ve ben onlara gülümsüyorum, sonra onlar gülümsüyorlar, sonra hayat hepimize gülümsüyor. Bugüne kadar çalışmayı seviyorum diye seve seve yaptığım onca iş arasında ilk kez insanlık adına güzel bir iş yaptığımı hissediyorum. Hayatın keşmekeş telaşlarından sıyrılabilecekleri bir sığınak sunuyorum misafirlerime. Bugün hayatta en çok sevdiğim şeyleri yapıyorum: yazıyorum, ellerimle çalışıyorum, insanları yedirip içiriyorum. Artık yürürken kaldırım taşlarına değil, gökyüzüne bakıyorum. Bazı geceler eve dönerken ıslık çalıyor ya da yüksek sesle şarkı söylüyorum ve gece yatağıma uzandığımda beni çağıran uykuyu kendi kendime gülümseyerek karşılıyorum.

Bir tarafta ben varım: 32’me doğru garson ve mutlu… Diğer tarafta bizimkiler var; eşim, dostum, ailem… Ben çalışmaya başladım dediğimde “Senin adına sevinmeli miyim üzülmeli miyim” diye soran canım dostum, eski iş arkadaşım var; her telefon konuşmasında tekrar ve tekrar “Utanılacak şey değil ki” derken beni değil kendini telkin eden dedem var; beni kontrol etmek için geldiği kafede onun için aşkla hazırladığım latteyi içerken “Asiye nasıl kurtulur” bakışlarıyla beni izleyen teyzem var.

Merhaba ben Fulsen, beş yaşından bu yana ‘kurumsal bir firmada üst düzey bir yönetici’ olmak için yetiştirildim. Bugün 32 yaşında bir garsonum. Bu gece o beş yaşındaki kocaman gözlü hafif tombul kız çocuğu karşımda oturuyor ve mektepli hayatımın dönüm noktası sınavlarına hazırlanırken kabuslarla boğuşup, kusarak uyandığı gecelerin hesabını soruyor bana. Bu gece çok sevdiği hayatını bir dakikada sonlandırmış, çok sevdiği sevgilisini kurumsal hayatına uymayacağı için terk etmiş 22 yaşındaki genç kadın otuyor, o kız çocuğunun yanında, yazmadan çizmeden geçirdiği yılların hesabını soruyor bana. Yanlarında 30’una doğru kendini dünyanın kralı sanan kadın dikliyor; aylarca uğraşıp imza attırdığı altın satışları için, gecelerce mesai vererek hazırladığı stratejik planlar için harcadığı gençliğinin hesabını soruyor bana. “Bakın bana” diyorum onlara, “siz hiç bu kadar mutlu oldunuz mu?”.

Beni bilirsiniz ya da bilmezsiniz. Evet, ben sadece Fulsen. 2 ay sonra 32 yaşımı dolduracağım. Beş yaşında hayatımı kayıt altına almam tembihlendi, sekiz yaşımdan bu yana zaman zaman yazıyorum. Yıkıp yıkıp yeniden kurmaktan erinmem, yeter ki sonunda mutlu olacağımı bileyim. On dört yıldır oğlak burcuyum. Hayata dair arzum hep yazmak ve hep bugünlerde olduğum kadar mutlu olmak. Belki yine yüksek ökçelere bürünüp üst düzey bir yönetici olacağım, belki de garson kalacağım. Belki de… Bilmiyorum. Ama deneyimlemek için büyük bir açlık duyuyorum.

Kategori:İtirafname

419 Yorum

  1. Tayfun Tayfun

    Hizmet sektöründe çalışmak, edebiyata hizmet eder. Willheim Tayfun Bektaş 🙂

  2. Tugba Kalyoncu Tugba Kalyoncu

    32 yasinda hayatini bir gecede geride birakip solugu New York ta alip 2 gun sonra hayata yapayalniz ve hic birseysiz sifirdan garson olarak baslayan kendimi okudum ve ikimizi de cok sevdim. Simdi 42 yasinda o gunden sonra bunun gibi en az 4-5 derin degisim yasamis ve yasamaya hazirolda bekleyen cok mutlu bir kadinim. Adim Tugba 7 yillik evli 6.5 yasinda bir kiz cocugu sahibiyim. Ask, sevgi ve mutluluk doluyum, kendimi hergun daha cok severek ve mutlu ederek yasamanin pesindeyim 🙂

    • Umarım 10 yıl sonra en az senin olduğun kadar mutlu olabilir/kalabilirim.
      Sevgi ve muhabbetle, kızına öpücüklerimle..

  3. Lucky Lucky

    Ayni dertten muzdarip birisi olmakla beraber, uzun yazilar okumak bende alerji yapar genelde fakat bu guzel yazi neden bir anda karsima cikti!!! sanirim sorugulamam gereken birseyler var Bravo Fulsen ve tesekkurler

  4. Elestirenlerin senin buldugun cesareti bulamadığı için eleştirdiğini düşünüyorum maalesef.. Plazalardaki hayatları, plaza diplerindeki avmlerdeki restoranları ve ortamları bu cocuklara ortaokulda anlatsaydık hepsi kitabı defteri fırlatırdı bence..yolun acik olsun Fulsen:)
    Fulsen’in hikayesi çok marjinal kaldıysa, buyurun bir de konu ile ilgili bir bilimsel makale

    Gereksiz İşler Olgusu Üzerine- David Graeber
    http://www.birikimdergisi.com/birikim/makale.aspx?mid=1027&makale=Gereksiz+%DD%FEler+Olgusu+%DCzerine

  5. Elestirenlerin sizin buldugunuz cesareti bulamadığı için eleştirdiğini düşünüyorum maalesef.. Plazalardaki hayatları, plaza diplerindeki avmlerdeki restoranları ve ortamları bu cocuklara ortaokulda anlatsaydık hepsi kitabı defteri fırlatırdı bence..
    Fulsen hanımın hikayesi çok marjinal kaldıysa, buyurun bir de konu ile ilgili bir bilimsel makale
    Gereksiz İşler Olgusu Üzerine- David Graeber
    http://www.birikimdergisi.com/birikim/makale.aspx?mid=1027&makale=Gereksiz+%DD%FEler+Olgusu+%DCzerine

  6. Yasar Yasar

    merhaba sevgili Fulsen, Pandoranın kutusunu açmışsın. Bu materyalist dünya, -mış gibi yaşamak üzerine kurulu. Bizlere çivilenmiş onlarca maskeyi tek tek çıkardığımızda erişilecek sonun, o maskelerle elde ettiğimizi sandığımız sondan daha fazla mutluluk vereceğini bir bilebilsek… Ben 50 yaşıma geldim… Hala maske çıkarmaya çalışıyorum. Önünde uzun yılların var. Sana hep mutluluklar diliyorum. Güzel gözlerin hep mutluluktan ışıldar ve çevreni de ısıtır inşallah. Sevgiyle kal…

  7. Ali Ali

    Ağlayasım geldi yemin ederim müthiş duygulandım, yolun açık olsun, mutluluk her şeyden daha önemli, keyfine bak..

  8. Alpert Alpert

    merhaba ben alper hepsini anlatmayım alperin
    şuanda var oluyorum ve şuan ağzından öpeyim istiyorum
    öptüm.
    bide what is the matrix diyorum
    aynı şarkıyı dinlemek raslantımıydı acaba aynı şeyi okuduğumuzda!? yoksa zamanda bir tepkime yani bir ruh halinin kendini bulduğu en güzel konakmı birliği sağlamakmı müziğin görevi?…

  9. Yas:33
    Bes Yillik Evli
    Memur cocugu.
    Ozel Kolej ve Fen Lisesi Mezunu
    Altiya Uzatmali Mezuniyet – Bolum: Matematik
    Terk Edilen Dort Yillik Kariyer: Bankacilik Bilgi Islem

    Uc Yildir Yasanilan Sehir: Melbourne/Avustralya
    Yeni Meslekler: Super Market Sebze Reyonu Elemani, Montaj Elemani,Temizlikci, Kayak ve Snowboard Egitmeni
    Hobiler: Surf, Yamacparasutu, Bisiklet, Kampcilik, Balik Tutma ve Resim
    Motto1: En guzel bir cicegin tohumu gibi ruzgarda salinacagim t^ak-i topraga dusenedek.
    Motto2: At gibi tasirim, pasa gibi yasarim. (Universitedeki dagcilik yillarindan kalma)
    Mutluluk Duzeyi: On uzerinden sekiz, bilemedin yedi – olmadi dokuz, bazen bes.

    Fulsenin Yazisindan Alinan Haz: On uzerinden dokuz (Lanet olsun ki.., birseye mukemmel dedigim, diyebildigim hic olmamistir.)
    Sevgiler Serhat

  10. Kenan H. Kenan H.

    Kendinizi bilgisayar başından alıp, bir an için asgari ücretin biraz üstünde maaş alan, günde 12 saat çalışan, sürekli ayakta bekleyen, küstah zengin müşterilerin aşağılamasına, patronunuzun hakaretlerine maruz kalıp, yine de hepsini sineye çekmek zorunda kalan bir ‘garson’un yerine koyun bakalım. Ardından da, ev kirasını, çocukların masraflarını, yiyecek giderlerini, elektrik,su paralarını falan hesaplayın. Neticede 16 yaşındaki ergen hayallerinden çıkıp, yaşadığımız hayata dönün. Biz Norveç ‘te, İzlanda ‘da, İsviçre ‘de yaşayan insanlar değiliz, bu hayatın ve ülkenin gerçeklerinden kopmayın, kendinizi kandırmayın.

  11. ismail ismail

    Görüyorum ki herkes ama herkes aşağı yukarı benzer baskı ile “bilinç dışı baskı ile” yetiştirilmiş olmaktan şikayetçi ya da değil. Bende öyleyim, kararsız… Yaptığımız işler olmak istediğimiz yer mi diye sorguluyoruz ama çoğumuz senin gibi cesur davranamıyoruz. Sen güçlü bir insansın, yaptıkların gerçekten cesurca ve bizlerinde yapması gereken “kabuğumuzu kırıp ohh be dünya bu yumurta kabuğu kadar mı yaa” deyivermek ve aynı yoldan yürümek. Asla pişman olmaman çok güzel bir özellik, benimde en sevdiğim yanımdır. Olmak istediğimiz yerdesin Fulsen. Seni seviyoruz Fulsen dahası bu yazıyı okuyanların hepsi sana aşık Fulsen! Bende Fulsen! Hep güçlü kal.

  12. sirena sirena

    Merhabalar… yazinizi okurken gozlerim doldu. Çünkü orda kendimi buldum. Aslinda ayni ön yargilar icinde, farkli basliklar altinda yasadigim BEN geldi gozlerimin önüne. Ben de kariyer ugruna 30 yasinda hala okuyan bir kadınım. Öyle çok sey erteledim ki simdiye kadar geri dönüşü olmayan… ve ben şu an öyle çok seviyorum ki… Tarifi yok. Cok seviyorum ve seviliyorum. Ama cevremdekilere gore ASLA!! olmaması gereken bi şey bu. Ailem şiddetle karşı. Belki bu durumda ben değil baska bi arkadaşım olsaydı ben de ayni tepkiyi verirdim: KIZIM AKLINI BAŞINA TOPLA! Cunku sevdiğim adam evlenip ayrılmış 3 tane çocuğu ve lise diplomasi olan bi adam. Mantik HAYIR dese de kalp EVET EVET dedikten sonra yapacak bi şey kalmiyor. Kendimi oylesine sorguladigim bi dönemde yazinizi okudum ki… icimde bi umut kivilcimi yaktiniz. Bu kadar seyi sadece TEŞEKKÜRLER demek için yazdım… Gercekten TEŞEKKÜRLER!!!

  13. Merhabalar,

    Hayatım başkalarının hayatını oynamak ile geçerken vazgeçtim bu saçma sistemden, olabildiğince tabi. Küçük çark olmayı seçebiliyoruz ancak, büyük çarklar rahat yaşamamıza imkan vermezken. Benim gibi hayatların olduğunu bilmek güzel.. Eline sağlık.

    • Yalnız olmadığımı hissediyordum ama bunun gibi mesajları okuduğumda artık ‘biliyorum’.
      Hiç az değiliz, hatta yeterince çoğuluz bu hayatta.
      Sevgi ve muhabbetle kal.

  14. ritamita ritamita

    bir arkadaşım var. profesör anne babanın tek çocuğu. bugün 35 yaşında. lisede paraya ihtiyacı olduğu için değil ama sevdiği için başladığı garsonluğa hala devam ediyor. bayaa bildiğin eski istanbulluların üye olduğu mekanlardan birinde evlendi, bayaa kalbur üstü bir mahallede oturuyor ezelden beri, böyle deniz kenarı filan… arada konserine yemeğine barına, yılda bir iki defa yurtdışına gezmeye, yazlarıda muhakkak güneye tatiline gidiyor vs. ne gözel dimi? peki biz eşşek miyiz çalışıyoz? istemez miyiz bizde gençlerin taze enerjilerinin aktığı mayhoş aydınlatmalı, eski rustik mobilyalarla döşenmiş tarz cafelerde köpüğüne gülen surat çizilmiş espressoları gülümseyerek insanlara servis etmeyi? hm? plazada çalışıyoruzda bankada yeşiller mi birikiyor sanki hesabımızda? NO. hemde hiç birikmiyor. Ebeveynlerin vakti zamanında alamadığı evlerden gelen düzenli bir kira yok. bu yüzden mecburen, işte anladın sen onu. garsonluk yaparak kazanıcağın 1000-1500 lirayla akşam sokakta tek başına yürürken gasp edilmiyeceğin yada tecavüze uğramayacağın bir mahallede kirada oturabiliyorsan, üstüne festivaline konserine gidebiliyorsan, kitabını romanını alabiliyorsan, faturalarını ödeyebilirsan, arada arkadaşlarınla buluşup iki kadeh birşey içip yemek yiyebiliyorsan,hasta olduğunda sağlık masraflarını yettirebiliyorsan ve akşamları barda kadehi nerden baksan en az 15 lira olan çok sevdiğin cin toniklerden istediğin kadar içebiliyorsan… o zaman sen istanbulda yaşamıyorsun canım ya? yada sanada aneyden babeyden gelen bir gelir birşey war. neye cesaret edemiyoruz? ünvanlarımızı bırakmaya mı cesaret edemiyoruz? bu mudur gercekten? bırakın allaşkına yahu… bugün dişin çürüse dolgu yaptırtmak en az 150-200 lira… sadece garson maaşıyla nereye geçiniyorsunuz kuzum? haa sizin orası bütün bu saydıklarımı karşılamanıza yetecek düzeyde bir ödeme yapıyorsa o zaman lütfen söyleyin bende işi hemen şimdi bugün bırakıyorum. çok öpüyorum. bu arada yazı stilinizi çok beendim. su gibi akıyor. gerçekten.

    • Merhaba,
      Tabii ki 2 sayfaya sığan bir yazıda kendime dair her şeyi anlatmak mümkün olmuyor ama zihninde oluşan ‘ben’i okuduğumda bu sorulara yanıt vermek istedim. 16 yaşındaydım, paraya ihtiyacım yoktu, İstanbul’un sayfiyesi sayılacak bir sahil kasabasında bir dershane açıldığını duydum. Üzerime yaşımı büyük gösterecek bir elbise geçirip, kapısından içeri girdim ve “ben İngilizce öğretmeye geldim” dedim ve iş hayatım böyle başladı. 17 yaşımda bir sırt çantası ile üniversiteyi kazanıp İstanbul’a taşındım. Evim yoktu, eşyam yoktu, param yoktu. Beni finanse edebilecek bir ailem de yoktu. Ne iş bulursam çalıştım; tüm eğitim hayatımı ve o süre içindeki tüm ihtiyaçlarımı kendim karşıladım. Daha profesyonel iş hayatına başlamadan bir ‘işkolik’ olmuştum. Bunu kabul etmem 10 yılımı, kendimi tedavi etmem 6 yılımı aldı.
      Bugün Şişli’nin en nezih caddelerinden birindeki evimi, kedim ve yakın bir dostum olan ev arkadaşımla paylaşıyorum. Eskiden bir hafta sonu izninde kendimi kanepeden kaldırıp şehrin karşı yakasına geçemezken artık tek izin günümde Çanakkale’ye kadar gidip kardeşimi öpüp dönecek gücüm var. Çok şükür, o çok sevdiğim cin tonikleri doya doya içebiliyorum. Yeni sezonda izlemek istediğim oyunları çoktan işaretledim.
      Sadece pazarlama stratejileri ile ‘gerçekten ihtiyacımız olduğuna inandırıldığımız’ ama gerçekten de çok ihtiyacımız olmayan şeyleri çıkarttım hayatımdan, hafifledim. 2 tane pantolonum var, 3 tane ayakkabım; inan yetiyor bana. Tabii bu arada, sigarayı bırakıp tütüne başladım, iyi tasarruf yaptım. 3 yıldır aynı telefonu kullanıyorum ve değiştirme arzusu duymuyorum.
      Yarınlar ne getirir bilmem ama ben bugünleri geçmişte yapamadığım kadar güzel yaşıyorum. Yarınları da yine burada yazarım, üzerine konuşuruz.
      Seni kocaman kucaklıyorum.
      Sevgi ve muhabbetle kal 🙂

  15. Şu dönek dünya da mesele mutlu olabilmekse bunun yöntemi önemli değil,para ile mutlu olabileceğini sanan insanlarla dolu bir ülkede yaşıyoruz.Oysaki insan önüne koyduğu hedefleri doğrultusunda kendi kendine kazandığı,kendi engellerini kendi çabasıyla aştığı sürece ve kendi dünyasından uzaklaşmadan,dünyasına giren her şeyi kendi lehine kullanabildiği sürece zaten heyecanlı,mutlu ve umutlu olur her zaman.İnsan nasıl mutlu ise öyle yaşamalı zaten.Sosyal programlamanın getirdiği toplum baskısı yüzünden özellikle bayanlar erkeklerle rahat olamıyorlar,istediklerini gibi takılamıyorlar bu ülkede.Sosyolojik açıdan da sıkıntılı bir ülkeyiz yani. Ama sizin yaşantınız Fulsen hanım,avrupai bir yaşam bana göre,güzel yani :),benim istediğim yaşam şekline çok yakın olduğunu da söyleyebilirim.Gerçi insan zaten böyle yaşamalı bence,özgür olmalı.Yurt dışında hiç yaşadınız mı bilemem ama Türkiye’de sizin gibi tamamen kendi felsefesine göre bir hayat süren pek insan yok. Sizin gibi düşünen çok vardır mutlaka bana göre ama sizin gibi yaşayabilen yok denebilecek kadar azdır bence. Türkiye’de yaşanmaz zaten,benim gözüm hep dışarılarda,siz ve benim gibiler zaten azınlıktayız bu ülkede.Sizle oturup konuşmak isterdim,tam da paylaşmak istediğim konulara denk gelen birisiniz… 🙂

    • Belki azınlığız ama aslında o kadar da az değiliz, sadece birbirimizde haberimiz yok.
      Ama bu noktada bir not eklemeliyim ki ben bir İstanbul aşığıyım ve burası dışında bir şehirde bu kadar mutlu olabileceğimi zannetmiyorum (şimdilik).
      Tabii hayatın ne getireceği belli olmaz.
      Hayat denk getirirse daha uzun konuşuruz.
      Sevgi ve muhabbetle kal

  16. rana rana

    Merhaba. Bu yaziyi az once bana kardesim gonderdi okumam icin. 33 yasinda plazadaki “muhtesem” hayatimi terkettim. Ingiltereye geldim. Geri donecektim aslinda ama asik oldum, kaldim. Garsonluk yaptim. Hayatimin en tasasiz gunleriydi. Annem Turkiyeye geldiginde sakin kimseye soyleme dedi, sanki utanilacak birseymis gibi 🙂 Simdi farkli bir is yapiyorum ama o gunleri yasadigim icin cok mutluyum.

  17. mustafa mustafa

    merhaba ben mustafa, yasım 32, çok uluslu bir şirkette yönetici olarak çalışıyorum, en iyi okullarda fakir bir ailenin çocuğu olarak okudum ve şimdi MBA ile eğitimime devam ediyorum, 1 milyon tl’lik toplamda bir mal varlığına ve nakte ulaşmam için bir seneye ihtiyacım var, güzel bir eşim,dünyalar güzeli bebeğimiz, arabalarımız, güvenlikli bir sitede evim var. Bunun yanında uykusuz gecelerim, reflüm, kendimi zor tuttuğum anlar var. Migren, bel ağrısı, boyun fıtığı, kronik yorgunluk, saç dökülmesi, diş sıkma gibi problemler hayatımın bir parçası olmakla beraber, eşim çocuğa bakmaktan evden çıkamayıp su bittiği için aradığı zaman, yapabilecek birşeyim yok, öbür telefondayım kapatmam gerekiyor diye kısa kesecek kadar da yoğun bir insanım. Yılda bir haftadan fazla tatil yapmam, haftanın bes günü aksam 8 den önce cıkmam ve haftasonları da çalışırım. Gece saat kaçta yatarsam yatayım, saat 7 oldumu uyanır, duşumu alır, traş olurum. Bu şekilde yaşarım, bundan daha iyisini bilmem.

  18. BURCU BURCU

    Bayildim!!!! Cidden , gunume senin yazinla basladim sayilir. Benim tekrar soyle bir durup dusunmemi sagladigin icin cok tesekkur ederim. Supersin 🙂 Yazmaya devam et olur mu!

  19. Ersan Ersan

    Fulsen’in hikayesi ne kadar orjinal gozukse de kahve agziyla ozeti: “Abi her gun her gun ayni seyleri yapmaktan biktim usandim, bizim dedelerin koyde arazisi var, alip basimi gidecem”.
    Eger Fulsen sunanki hayatindan memnunsa bu kesinlikle beni de mutlu eder. Toplumda ne kadar cok mutlu insan varsa aslinda birey olarak bu sana da yansir. Ama bu hikayede cok acik bir gerceklik var; tuketim. Fulsen bundan onceki hayatindaki yasam tarzini, zamaninda, seviyordu; para, guc, toplumdaki merteben dolayi. Ama hayatta hersey gibi bunlarda tuketiliyor. Eski heycan, mutluluk kalmiyor. Tukettikten sonra dogal olan diger yasam tarzlarini deneyimlemek (tuketmek). Suanki yasam asamasinda, aslinda moda olan ve etraftaki insanlarin takdirini toplayan da bu. Ama bu demek degildir ki Fulsen bu hayat tarzindan hic bikmayacak, yeni seyler arayacak hayatta. Hikayede dikkatimi ceken diger tema ise, sorumluluk duygusu. Bati ve dogu kulturlerindeki en buyuk faklilik. Dogulu hayatinda olanlardan cevreyi sorumlu tutar, batili ise kendisini. “Beş yaşında hayatımı kayıt altına almam tembihlendi,” sozleri sorumlulugun kaynagini Fulsenin nerede godugunu acikca gosteriyor. Ve son olarak, Fulsen hala etrafindakilerden veya genel olarak toplumdan tasdik bekliyor. Bana gore kendisinden emin, hayatiyla tatmin olan bir insan bunu ispatlarcasina 4-5 paragraf yazmaz. Eger boyle bir istek varsa bu daha cok kendini bir utopyaya inandirma kaygisindan dolayidir gibi geliyor. Ama yinede bu herkesin kendi hayati, yalan veya gercek, her insan icin degisik senaryolar var mutlu olabilmek icin. Kimseyi yargilamanin anlami yok.

  20. Ceyda Ceyda

    Yazi ne kadar icimi ferahlatip bana umut verdiyse, yorumlar da bir o kadar beni sasirtti. Sanki kendisine giren cikan varmis gibi, Fulsen garson olunca ya sistem coker de bu carktan kurtulursak panigini yasayanlar var resmen. Size ne arkadas kadin hayatinda yeni bir adim atmis, sen atamiyorsan o senin problemin… Ayrica caliskanlik uretkenliktir, sirket politikalari geregi yapilmasi gerekeni yapmak icin geceyi gunduze katmak uretkenlik degil parali koleliktir, yazmaksa uretmektir. Unutmamak gerek…

  21. Atilla Atilla

    Bayılırım böyle orjinal marjinal insanlara. Müthiş “humble” dırlar (mütevazi) ama yazılan bu kadar güzel iyi dileğe ve niyete verecek cevapları veya teşekkürleri olmaz =). Şov kokar bu işler çoğunlukla ve kimse bu kadar zor kararlar veremez selayeti için.

    • Merhaba Atilla,
      Yazıyı yazıp evden çıktığım günden beri ilk kez bilgisayarın karşısına geçebiliyorum. Zira ortalama 12 saat mesai ile çalıştığım işteyim. Yanıtım geciktiği için özür dilerim, sevgi ve muhabbetle kal.

  22. Özgür Ünveren Özgür Ünveren

    Fulsen Elestirisi: Bilemiyorum, bana “ferrarisini satan bilge” hikayesi gibi geldi biraz. Fulsen adina elbette sevindim, ama aklima baska seyler takildi. Mesela garson maasiyla nasil geciniyor, nasil bir gelecek kuracak Fulsen? Fulsen sanki kültürel ve sosyal sermaye birikimini saglamis oldugu icin bu zamana kadar (iyi okullar, iyi bir egitim, anlasilan gayet ilgili bir sosyal cevre vs.- yani ihtiyac duydugunda bu kaynaklari devreye sokabilecek bir durumda kendisi), bugün ekonomik sermayeye es gecebiliyormus gibi geldi bana. Yani Fulsen, böylesi bir lojistige sahip olmamis olsaydi, bu kadar kolay “birakiyorum abi” diyebilir miydi? Ya da 10 yil sonra Fulsen’i underground, hip, alternatif vb. bir mekan sahibi ya da eskisi gibi hirsli olmasa da yine bir uluslararasi veya büyük bir yerel sirkette görür müyüz diye gecti aklimdan… Yani demek istedigim hikayesi beni sarsmadi, radikal bir cikis göremiyorum – ama bireyin verili kosullarda nasil da zorlandigini, kendini yadsimaya zorlandigini okuyorum tabii satirlarinda. Üzücü olan, Fulsen’in verili kosullarindan ötürü gidebildigi “bireysel kurtulus” yolunun, gercek bir kurtulus olabilecegi yönünde yarattigi yanilsamadir; tipki “ferrarisini satan bilge” fenomeninde oldugu gibi… Toplumsal düzenin isleyisi ile ilgili herhangi bir itiraz, sorunsallastirma gerceklestirmeden; küpünü doldurup tüyme hikayesi gibi bir sey … Hani “offf sikildim buralardan, kacip gitmek istiyorum artik” ruh hali vardir ya – gayet insanidir, onunla ilgili bir sorun yok elbette – onun gibidir, fakat sorunun kacip gidilerek cözülemeyecegini, aksine cözümün hem kendini hem toplumsal kosullari dönüstürmekten gectigi gercegini perdeler. Sonucta Fulsen gibi “kacabilmenin” kaynak ve imkanlarina sahip olanlar kacarlar, o imkanlara sahip olmayanlar ise asgari ücret ve kalifikasyon yoklugunda, maddi ve manevi anlamda akil almaz derecedeki agir kosullarda yasamaya ve Fulsen’in üstü örtük bir sekilde itiraz ettigi sömürüye mahkumdurlar. Fulsen’in kurtulusu aslinda dogrudan bu insanlara baglidir, ancak bireyci yaklasimiyla Fulsen bunu görmekten maalesef bu noktada cok uzaktadir. Elbette Fulsen icin yolculuk henüz sonlanmamistir ve belki birgün hayat ve toplum algisinda yasayacagi bir kirilma, bir deneyim ona böylesi bir perspektif sunacaktir. Bir kac gün önce filizof Henri Lefebvre ile ölümünden önce yapilmis son röportaji okuyordum, söyle bir satir ilgimi cekti: Insanlar, diyordu Lefebvre, sürekli yasantilari degistirerek, yasami degistirdiklerini zannediyorlar. Fulsen de böyle düsünüyor olmasin?

    • Black Jack Black Jack

      Ben yazıda sizde yapın , en iyisi bu şeklinde ders veren bir yan bulamadım. Nasıl yapabildiği, kimin neden yapamadığı gibi bir çıkarım da yok. Kendine dönmek ister insan, bunun için ararsın. Tercihlerinin seni getirdiği yerlere mecbur değilsin. Yaşamı rulet masası gibi şansın tercihin kadar sana yakın. Kaybettiğinde oyunda olduğunu bilmen yeterli. Yeniden oynayabilmek, oynamayı göze alamayanlar / korkaklar için sıkıntı yaratır. Ancak cesaret, sonucuna katlanmayı da beraberinde getirir. Beklentilerinin ve yapabildiklerinin arasındaki açılan makastır mutsuzluk. Hedef mutlu olmaksa nasıl olacağın sana kalmıştır. Yüzyılların tecrübe ettiği ve damıtıp getirdiği ise basit olmaktır. Doğaya uyumlu ve basit yaşamak. Oraya vardıysan, arkandan gelen fısıltıları kozmos”a kulaklık takmakla bile duyamazsın. Duyma zaten.

      • Özgür Ünveren Özgür Ünveren

        Sayin Black Jack, icinde yasadigimiz toplumsal düzende, insanlarin tercih kapasiteleri esitlik arz etmez. Yani bazilari daha cok tercih yapma, deneme yanilma kapasitesine sahiptir; bazilari daha az ve baska bazilarinin da neredeyse hic yoktur. Tercihlerin korkaklikla ve cesaretle de kanimca bir ilgisi yoktur, kapasitelerle ilgilidir. Kapasitelerin esitsiz dagilimi ise, o toplumsal düzenin yapisina baglidir. Ikinci asamada sunu da görmemiz gerekir ki, kapasitelerin esitsiz dagiliminda da bir ic baglanti vardir, yani biri cok fazla tercih sansina sahip oldugunda, öbürü zorunlu olarak daha az tercih sansina sahip olmaktadir – bu verili düzende böyledir, her düzende böyle olacaktir diye bir kaide tabii ki de yoktur. Fulsen, bu iliskiyi görünür kilmadigi icin yazisi elestirel de degildir, bizi sorgulamaya da götürmez; tersine yanilsama yaratir. Yüzyillarin tecrübe ettigi bence egemenlik ve sömürü iliskilerinin, insanligi nereye getirdigidir. Basit olmak, dogayla uyumlu yasamak, elbette son derece anlamlidir. Ancak bugün basit ve dogayla uyumlu yasamayi kücük bir azinlik gerceklestirebilmektedir, büyük bir cogunlugun öyle yasayamamasi pahasina. Sonuc olarak, ya hep birlikte basit ve dogayla uyumlu yasayabiliriz ya da ayricalikli bir azinligin yarattigi doga ve insan tahribatina maruz kaliriz. Bu adaletsizlige son vermek icin de, önce tüm bunlara sebebiyet veren toplumsal düzeni asmamiz gerekir; asabilmek icin de radikal bir elestirellige ve eylemlilige basvurmamiz…

  23. Kenan H. Kenan H.

    Kusura bakmayın ama ben bu güzel güzel anlattığınız şeylerin hepsine, sahte mutluluk ve tembellik diyorum..

    • Alper Alper

      Böyle demek seni mutlu ediyorsa sen de demeye devam et ve mutlu ol. Hem bunda kusura bakacak bir şey yok. Herkes aynı şeyleri düşünecek diye de bir şey yok.

    • Merhaba Zeynep,
      14 yıl öncesine kadar astrolojiden bihaber yaşıyordum. Oğlak burcu olmanın ne demek olduğunu öğrendiğim günden beri bunu en sevdiğim sıfatlarımdan biri olarak taşıyorum. Hatta bizimkiler bir gün karşıma geçip sen aslında 22 Aralık’ta doğmadın dese, kendimi boşluklarda bulup depresyona demir alabilirim (teşbihte hata olmaz).
      Sevgi ve muhabbetle kal.

  24. erhan erhan

    Kusura bakma ama elinde sigara ile bana kisisrl butunlukten bahsedemezsin inandirici durmuyor

  25. Eser Eser

    yanında banada yer varsa masaları silerek başlayabilirim.,. içten bir gülümseme için.,.

  26. fulsen hanım kendi marketing tekniğini oluşturmuş..bu durumda elde ettiği fayda onu mutlu ediyorsa öok ölçülebilir veya rakamlar ifade edilebiliyor olması mühim değil..önmli olan tatmin.

  27. Tuce Tuce

    32’sine 1,5 ay kalmış bir başka oğlak olarak mutluluğunuzu, mutlulukla okudum… Benzer arayışlarla savrulmuş bir dönemin çocuklarıyız… Sevgiler
    t.

  28. Kaan Kaan

    Mevcut Dünya düzeninde para olmazsa mutluluk olmaz, geçici mutluluk belki. Herkes beklentisine ve yetiştirildiği çevreye göre yaşar, garsonluk elbette utanılacak bir iş değil ancak iyi bir eğitim alıp daha iyi bir hayat yaşama imkanı varken, bu şekilde büyütülüp bazı büyük şirketlerde çalışıp, yani paranın ne olduğunu görüp ardından ya ben böyle mutlu olacağım diyerek garsonluk yapmak akıl karı değil. 2 gün sonra hastalanıp sigorta hastanelerinde sıraya girince pişman olmazsın umarım. Herkes soğan ekmek yer mutlu olurum der evlenir vs. ancak 3 ay eve para götürme bakalım soğan ekmek kalıyor mu? Ülkemizde evliliklerin büyük çoğunluğu ekonomik temelli nedenlerden dolayı bitiyor. Yani mutlu olabileceğin değil para kazanabileceğin işi seçersin, para sağlığı da getirir mutluluğu da. Tabi ki hiç bir şeyin garantisi yok lakin emin ol paran varsa sıkıntıların 50%’sini bertaraf etmiş oluyorsun.

    • Yesim Yesim

      Kaan,
      Para kazanmak için sağlığımızı kurumsal dikdörtgenlerde harcayıp, sağlığımızı kazanmak için para harcadığımız mutsuz kısır döngüleri savunmuşsun. Soğuk ve itici o döngüler, mutluluktan da uzak. Ama evet, içinde Lacoste polo yaka tshirtler ve Camper ayakkabılar var, şık bazen.

      • memoly memoly

        Para her şey değildir yada çok şeydir..bu kişilerin hayata bakış açısı ile farklılaşır bence. .Fulsen hanımında yaptığı seçimdir.önemli olan hayatı eksi ve artı olarak dolu dolu yaşamaktır. Ve bundan haz alıyorsa seviyorsa insanları,doğayı .bu onun seçimidir..bende her şeyi elimin tersi ile bir tarafa ittim ve şu an eşimle çadırda yaşıyoruz..ama bizde böyle mutluyuz.Buda hayata başka bir bakış açısı..kutluyorum sizi fulsen hanım.cesaretinizden ve hayata küsmemenizden dolayı..

    • Alper Alper

      Para ile de mutluluk olmaz parasız da mutluluk olmaz…. Para ile de mutlu olunur parasız da mutlu olunur… Dolayısı ile mutluluk ile para arasında doğrudan bir bağ yoktur. Mutluluk insanın tamamen kendisi ile ilgilidir. Bu yüzdendir ki bugüne kadar kesin ve net bir mutluluk tarifi yapılamamıştır. Mutluluk hakkında olsa olsa şunu diyebiliriz ; mutluluk en az mutsuzluk halidir. Siz mutsuzluk sebeplerinizi tespit edip bir bir onları hayatınızdan çıkarabilirseniz mutluluk haline yaklaşırsınız. Fulsen hanım bunu yapmaya başlamış o yüzden mutluluğa yaklaştığını hissetmeye de başlamış. Mutlu olacağım diye şunu yapmak akıl karıdır bunu yapmak akıl karıdır demek çok anlamsız. Siz kendi mutluluğunuza yaklaşmanın tarifini yapmışsınız. Başkasınınkini belirlemeye çalışmak ya da bu konuda genelleme yapmak bence kimsenin işi değildir.

    • Ruhi Ruhi

      Tabi bu senin anlama yeteneğinle alakalı… paranın ne olduğunu görüpte garsonluk yapıyorsa bu parasız kalıyor anlamına gelmiyordur.. sanki paradan tamamiyle vazgeçmiş gibi bir anlayış bence doğru değil… kendini sisteme adayıp ta yapmak istedigin şeylerden vazgeçmemen gerektigini anlatıyor.. bu kimine göre garsonluk olur kimine göre rockçı kimine göre çiftçi…. sanırım bukadarla ne demek istediğimi anlarsın…!!!

  29. nursah nursah

    kendiniz için yapmış olduğunuz en büyük başarı..Tebrik ediyorum , pes etmeyip en güzelini bulduğunuz ,bulmaya devam ettiğiniz için..şu sıralar ne yapmak istediğiyle fazlaca meşgul olan bana güzel bir ümit oldunuz..güzelliğiniz hiç tükenmesin 🙂 sevgiyle ve bol gülücükle kalmanız dileğiyle..

  30. Fatma Fatma

    Olmadığını gördüğümde, mutlu olmadığımı anladığımda değiştirenim.

  31. Özge Özge

    Merhaba Fulsen,
    Eğer eşin olmasaydı, kendine bakmak zorunda olsaydın, garsonluktan kazandığın parayla geçinebilir miydin? Kiranı, faturalarını, yemeğini ödeyebilecek para kazanılabiliyor mu garsonluktan? Ben de hiç sevmediğim kurumsal hayatta çalışıyorum 9 yıldır, iyi firmalarda. Merak ediyorum, bu işlerden istifa edip garsonluğa başlayınca minimum ihtiyaçlarını karşılayacak kadar para kazanılabiliyor mu? Ailesiyle ya da eşiyle yaşayan çok arkadaşım var, işi bırakıp istediği işlerle uğraşan ama görüyorum ki kendilerine maddi yönden destek olmayan biri yoksa biriktirdikleri parayla ancak bir süre sevdiği işi yapabiliyorlar, istedikleri hayatı yaşayabiliyorlar.

    • Merhaba Özge,
      Ben evli değilim. 17 yaşımdan bu yana İstanbul’da yalnız yaşıyor ve tüm ihtiyaçlarımı kendim karşılıyorum.
      Senin sorduğun soruyu yıllarca ben de kendime sordum.
      Sonuçta geldiğim nokta ‘ihtiyaç’ dediğin çok göreceli bir kavram.
      Pazarlama stratejileri aslında ihtiyacımız olmayan şeyler için ‘gerçekten çok ihtiyacım var’ algısı yaratıyor.
      Ben hafiflettiğim hayatımda buldum mutluluğu.
      Senin için, mutluluğu nerede buluyorsan orada kalmanı dilerim.
      Sevgiler,

Özge için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir