İçeriğe geç

O gün ölmediğim için bugün yazıyorum..

Fulsen Türker'in Kendi Portresi
Fulsen Türker’in Kendi Portresi

Merhaba, ben Fulsen. 32 yaşında bir kadınım. 14 yıldır tam zamanlı çalışan, emekçi bir kadınım. Sağ olsun “Pizzacı” bile bugüne özel 5 TL’lik kalp şeklinde pizza promosyonu ile Dünya Kadınlar Günümü kutladı. Bilenler bilir, ben kadın kimliğimi 21 yaşıma kadar reddettim. Sıfatlarımın arasında cinsiyetimin yer almasını gereksiz bulup, eş dost sohbetlerinde östrojenime su katıldığını iddia ettim. Kadın olmayı sevmem ise 30+ yaşlarımı buldu.

1998 yazı. Çok sıcak bir yazdı. Ben her yaz olduğu gibi, Istanbul’un sayfiyesi sayılan bir beldede tatil günlerimi geçiriyordum. 16 yaşında sorunlu bir ergendim. Büyük isyanlarım vardı, her ergen gibi. Şimdi hayranı olduğum pek çok yazarı henüz okumamış, kendimi bulduğum o filmleri henüz izlememiştim. Yine de hayata dair sorulacak pek çok soruyu sorduğuma ve kati yanıtlarını bulduğuma  emindim. Bir ay sonra lise son olacaktım, sonra üniversite sınavına girip Istanbul’u kazanacaktım. 

Bir de erkek arkadaşım vardı, o yaz. Yaz aşkı dediklerinden. Aşık mıydım, değil miydim, bilemiyorum; o zamanlar aşkın ne olduğundan habersizdim. Ama adı yaz aşkıydı işte, dinlediğimiz şarkılardan öyle öğrenmiştik. Ben, benim yaşlarımdaki kuzenim ve ikimizin ‘bir yazlık’ erkek arkadaşları ile aslında pek de fena sayılmayacak bir yaz geçiriyorduk. Denize giriyorduk, saatlerce sahil boyunca yürüyorduk, bir yandan hayallerimizi konuşuyor bir yandan kimsenin bizi anlamamasına isyan ediyorduk ve gizli saklı yerlerde öpüşüyorduk. İkisinden biri babasının arabasının anahtarını çaldı mı, çok uzaklaşmadan hava kararana kadar arabayla geziyorduk. Arabayla gezmek çok fiyakalıydı o zamanlar ama bizim hava kararmadan eve girmemiz gerekirdi ve kimseler görmesin diye aşağı mahallede veda ederdik birbirimize.

Çok sıcak bir yazdı. Yine bir öğleden sonra, beldenin yaslandığı dağın üzerindeki piknik alanına gitmiştik araba ile. Doğan görünümlü Şahin’in motoru eve dönerken su kaynattı. Kuzenimle erkek arkadaşı motoru soğutmak için su bulmaya gittiler. Biz de arabanın arka koltuğunda oturmuş onları bekliyorduk ve tabii ki öpüşüyorduk. Cinsellikten anladığımız tek şeyin öpüşmek olduğu yıllardı. Pazar gecesi sinema kuşağında ailecek film izlerken, bir öpüşme sahnesi gördüğümüzde utanan, yanakları kızaran, elini kolunu nereye koyacağını bilemeyen bir nesildik biz. Bir erkek arkadaşımız olunca, sevgili değildi o zamanlar adı, merakla, heyecanla, tutkuyla saatlerce öpüşürdük. Hani şimdilerde ‘liseli aşıklar gibi saatlerce öpüştük’ deriz ya, o öpüşmelerden işte. Yanımızdan geçen iki arabanın sesiyle irkilip birbirimizden ayrıldık, koltuğun iki ucuna kaçtık. Sonra anlam veremediğimiz bir şekilde arabaların geri geri gelişini izledik. O birkaç saniyede arabadan tanıdık biri inerse, bizi görmüşse, ne derim diye telaşlanmaya başladım. Tam önümüzde durdular.

Beldenin yerlilerinden iki arabaya tıka basa doluşmuş insanlar arabalarından inip bizim arabayı çevirdi. Dağ yolunun ortasındaydık. Bağırsam sesimi duyacak kimse yoktu, korkuyordum. O iki araba dolusu insan açık camlardan içeri girip bizi dövmeye başladılar. Bir yumruk daha fazla atmak için neredeyse birbirlerini eziyorlardı. Bağırsam sesimi duyacak kimse yoktu, ben dudaklarımı ısırıp sesimi çıkaramadan içime ağlıyordum. Çok sıcak bir yazdı, üzerimize çullanmış insanların ter kokusu midemi bulandırıyordu. Cenin gibi arka koltuğun ortasında kıvılmıştım, beni korumaya çalışan erkek arkadaşım üzerime kapanmıştı. Onun kapatamadığı yerlerimden yakalayanlar etlerimi buruyordu. Neden bize bunu yapıyorlardı? Neyin hıncını bizden alıyorlardı? Onlar hiç öpüşmemiş miydi? Ne zaman bitecekti bu işkence? Ne kadar sürdüğünü hatırlamıyorum ama sonunda hırslarını alıp yanımızdan ayrılırken üstümüzün başımızın paramparça olduğunu çok iyi hatırlıyorum. Biz sadece öpüşüyorduk ama o iki araba dolusu insan bize o öğleden sonra tecavüz etti.

Kuzenim ne zaman döndü, o halde nasıl dağdan indik, paramparça üstümüz başımız eve nasıl yürüdük, kime ne dedik içeri girerken, hafızamda hala kocaman bir boşluk. Kendimi arkadaki küçük odaya kilitledikten sonra kapıyı zorlayan kuzenimin sesini ve sonrasını hatırlıyorum. Birkaç dakika sonra, kendimi beşinci kattaki evin camından aşağı attım. O gün ölmediğim için bugün yaşıyorum. O gün ölmediğim için bugün yazıyorum.

Çok yakınınızdan birini kaybettiyseniz eğer bilirsiniz, ‘yetti artık’ dediğiniz anda gidecek bir yeriniz vardır: onların yanı. Gidip de dönen, dönüp de anlatan yoktu, benimse ne cennete ne de cehenneme inancım vardı ama camdan atlarsam, halı silkelerken balkondan düşüp ölen annem ve iki aylık hamile olduğu cinsiyeti bile belli olmayan kardeşimin yanına gideceğime inandım. İki saniye sürmüyor beşinci kattan aşağıya düşmek ve hayatın film şeridi gibi gözlerinin önünden de geçmiyor. Artık üniversite sınavına girip Istanbul’u kazanmak anlamsız oluyor. 18 yaşını doldurup, kimliğini göstere göstere bara gitme hayallerin şaçmalık oluyor. Yatağını istediğin zaman toplayacağın, duvarları kırmızıya boyayacağın, yıllarca izin verilmeyen kedini besleyeceğin kendi evini tutma planların manasız oluyor. Bugün bunları yazan Fulsen, on altı yaşındaki Fulsen’in karşısına çıksa ‘bak ne güzel bir kadın oldum’ dese, yine de ‘istemem kalsın’ dediğin andır o iki saniye. Nereye gittiğinin bilgisine haiz olmasan da her yer buradan daha iyidir dediğin andır o iki saniye.

Ölemedim. Beni hastaneye yetiştiren ambulanstaki görevliler geleceğim için ölüm ya da kısmi felç öngörmüş olsalar da ben vücudumda bir kırık bile olmadan iki gün sonra taburcu edildim. Herkese ‘Ben yaramaz bir çocuktum’ diye yalan söylediğim tüm dikiş izlerim o günden hatıradır, oysa ben hiçbir zaman yaramaz bir çocuk olmadım. Yalan söyledim hepinizden özür dilerim. Ama oyun oynarken kayalardan düştüğüm yalanına o kadar inanmıştım ki, on altı yaşımda intihar ettiğimi ben bile hatırlamıyordum.

Hastane yatağında ateş nöbetlerinde hezeyanlar geçirirken, saçlarımı okşayan kimse yoktu yanımda. Utanç nesnesiydim. Taburcu olup, on altı yaşında bir genç kız olarak camından atladığım eve, on altı yaşında bir ‘kadın’ olarak döndüm. Türkçede yaygın kullanım haliyle, ilk sevişme sonrasındaki kızlıktan kadınlığa geçiş değildi bu. O yıllarda evlenmemiş bir kadına, yanlışlıkla ‘kadın’ denilse, hemen utanılıp ‘kız’ diye düzeltilirdi. Babamın bakire olup olmadığım sorusuna iki gün boyunca cevap vermeyi reddettiğimde suratımda patlayan tokatla kadın oldum ben. Babaannemin bana itimadı tamdı. Ben hastaneden çıkmadan tüm beldeye yayılan dedikoduların önünü kesmek, namusumuzu kurtarmak ve kendi inancının ispatı için mahallenin ebesini çağırıp kızlık kontrolü yaptırmaya teşebbüs ettiğinde ben kadın oldum. Daha bir erkeğin mahrem yerlerine dokunmamışken, yeni yetme memelerimi daha kimse ellememişken kadın oldum. Babamın, dedemi arayıp ‘Gelip alın bunu’ dediği gün kadın oldum. Dedem gelip beni alana kadar evden değil, arkadaki küçük odadan bile çıkmam yasaklandığında kadın oldum ben.

Dedem geldi, beni evimize götürdü. Yolda açıklama yapacak oldum, susturdu. ‘Hiçbir şey sormayacağım sana. Yarın sabah bu otobüsten indiğimizde yeni bir sayfa açacağız ve baştan başlayacağız’ dedi. Biz de öyle yaptık. Konuşmazsak herkes unutacaktı çünkü, hiç yaşanmamış olacaktı. Yavaş yavaş silindi hafızalardan. Bugüne kadar aile içi sohbetlerde çok az da olsa intiharım anıldı da iki araba insanın beni linç ettiği neden hiç konuşulmadı? Herkes gerçekten unuttu mu? Hafızam böyle bir anı, on yıl boyunca benden bile nasıl sakladı? Bana bile nasıl unutturdu? Neden kimse o insanların karşısına çıkıp hesap sormadı da benim intiharım utanılacak, unutulacak bir hikaye oldu?

Ben mi? O günden sonra artık yaşamıyor olabilirdim. Yaşadım. Bir daha hiçbir adamı öpemeyebilirdim. Öptüm. Gecenin bir vakti boş bir sokaktan yalnız, hatta sevgilimle bile geçemeyebilirdim. Geçtim.  Torun oldum, yeğen oldum, abla oldum, iyi arkadaş, sağlam dost oldum, çok güzel bir şey oldum da bir türlü kadın olamadım. Kadın olduğum gün canım o kadar yandı ki kadın olmayı reddettim. Ben mi? İki üniversite mezunu eğitimli(!), kültürlü(!), çalışkan bir kadın(!) olarak, on altı yaşında sadece öpüştüğüm için darp edildiğimi, on altı yaşında intihar ettiğimi utanarak unutmuş bir kadın olarak aranızda dolaştım.

Bu akşam unuttuklarımı hatırlayarak, kadınlığımla barışıyorum. Bu satırları yazan parmaklarımın ucuna sürülü 321 numaralı ojenin kırmızısında kadınlığımı seviyorum. Sevgili Pizzacı, lütfen bana ücreti mukabilinde kalp şeklinde bir pizza getir. Hatta bir kadın tanıyorum, adı bende kalsın, her gece cinsel istismara uğrarken şu bu ne der diye yıllarca evliliğini sürdürmüş bir kadın; birazdan yönetim kurulu toplantısından çıkacaktır, onun için de bir tane getir. Bir genç kadın bilirim, ayrılmak istediği için sevgilisi tarafından hanesine tecavüz edilmiş, sokak ortasında şiddet uygulanmış, yatakta neler yaşadıklarını annesine anlatma tehdidinin altında ezilmiş, aylarca sesi çıkamamış; vizeleri var bu hafta, onun için de alayım. Ayrılmak istediği için kocası tarafından bunun bir hastalık olduğuna kanaat getirilmiş, tedavi adı altında yine kocası tarafından günlerce rehin alınmış bir kadın var, onun için de bir tane ekle. On yıldır tanıdığı ve kırk gündür kocası olan adamın falanca belediyenin vermiş olduğu yetkiye dayanarak boğazına yapıştığı bir kadın var, onun için de yap bir tane. Şimdi hepsini saydırma bana, benim bilmediklerimi de ekle. Sonuçta bizim günümüz değil mi, tüm gün çalıştık yorulduk, parası neyse verelim. Yeter ki kadınlığımız bizde kalsın.

Kategori:Hatıraİtirafname

213 Yorum

  1. manyak manyak

    hikayeni okudum cok üzücü bir olay basından gecmis bunları yasadigin yasın 15-16 itibari ile herseyden vazgecmis intihar bile etmissin güclü bir iraden var umarımda hep böyle devam eder benim sana diyecegim söz sen üzülme ve utanma bunu sana yapanlar utansın …

  2. ceylin ceylin

    Yureginize saglik bu olanlara daha guzel bir anlatim bicimi olamazdi. Duygulandim ve harikaydi tekrar tekrar tebrikler.

  3. mardiros mardiros

    teşekkürler rockfm gözlerim yaş doldu
    o kadar çok şey var ki yazılacak …

  4. Tugay ATEŞ Tugay ATEŞ

    Benim hiç dedem olmadı, dede sefası süremedim desem yeridir. Babamın babası olan dedem ben doğmadan hakkın rahmetine kavuşmuş. Bu arada ben senin aksine Allah’a inanırım. Ama seni de yadırgamıyorum asla ! Aslında kimseyi inancından, inançsızlığından ya da inandıklarında dolayı yadırgamamalıyız ki. Bilemeyiz ki , hayatın ona neleri tattırdığını ? Neyse, konuyu dağıtmayalım. Annemin babası dedemi kaybettiğimde ise 9 yaşındaydım. On iki torundan biriydim, küçüktüm, dedemle yaşamıyorduk, dolayısıyla da pek bişey paylaşmadım dedemle, sefasını süremedim yani. Deden hala yaşıyor mu bilmiyorum ama, o gün sana yeni bir sayfa açma teklifiyle , o sıkıntılı anlarından seni kurtarma adına müthiş bişey yapmış. Beşinci kattan atlayıp ölmeyi başaramayan sen , yeni bir sayfa açmayı başaramasaydın, yaşayan bir ölü olacaktın belki de. Kanımca deden, Allah’ın sana bağışladığı canına, can katmış. Eğer bunlar gerçekten yaşanmışsa , bugün okuduğum bir habere bağlayabilirim aslında. Haber de, cüppeli , sakallı adamların, plajlara inip , mayo ve bikinili kadınlara “kapanın” yazan yazılar verdiği, bu yönde telkinlerde bulundukları yazıyordu. Az biraz gaz verilse, sana yapılanın kat be katını yaparlardı aslında. Eğer bu yazdıkların bir kurgu idiyse bile , nefisssss bir kalemin var söyliyeyim. Bu üçüncü yazındı okuduğum. Sana şimdiden fazlasıyla saygı duymaya başladım bile…

  5. Aylin Altan Aylin Altan

    ”Fuls” n’olur bir ses ver bana.Paralel hayatlar gibi bir şeyler…Ne diyeyim,bilemiyorum!

  6. mam mam

    yazı diziniz akıcı ve hoş bir roman edesında. kadınlar, kızlar büyüyünce yaşı erişince kadınmı olacaktı? kimdi o süpikülatör? hayat ebeveyinlerinizin tecrübelerinden dayatmalarından ibaret ise bu hayata kulak verin elin adamlarıyla öpüşmeye gidersen ormanlıklara piknik alanlarına kızları kadın yapan bir zihinle karşılaşabilirsiniz ama ailenizle gitseydiniz böyle bir durumla karşılaşsanız bile maglup olmayacaktınız hiç bir kimseye bu anlattıgınız koca hikaye boşa çıkacaktı… çünkü baban,deden , annen,kardeşin canı pahasına seni koruyacak yada senle birlikte aynı yolu paylaşacaklarından ne sülalen ne mahalle baskısı nede belde baskısı görecektin…
    ve toplumun zihnini temizlemek arıtmak istiyorsanız yapılması gereken eylem bu değildir daha etkileyici metotlar daha anlamlı iyimser güzel içerikli yazılarla hayat kadınından fahişesine ve zihinsiz budalasından şapşal erkegine hepsinin zihnine temas etmeli bu figür bu nezaket bu inanç…
    yazdıklarınızı tasvip etmiyorum. şayet gerçekten yaşanmaşsa bile olması muhtemeldir, üzücüdür hayat karartıcıdır allah kimseyi bu tür felaketlerle sınamasın dilerim.
    hem üstelik yaşamışsan bu hayatı ,bu hayattan feyz alıp en doruklarda olman gerektigini düşünmekteyim. inancım odur ki insan evladı düşmeden kalkmasını bilemez…

  7. Burak Burak

    asil yozluk ahlak adi altinda yapilanlar ama nedense yozuk deyince ahlaksizlik algilaniyor.

  8. Keziban Keziban

    16 yaşındayım ve yazdıklarınızı şans eseri okudum, tebrikler. Gerçekten güzel sorunlara değinmişsiniz. Ülkemiz kadın ile kız arasında ki farkın sadece sevişme ile yok edildiğini sanıyor ve küçük yaşta tecavüze uğrayıp zorla kadın olanlara kötü gözlerle bakıyorlar. İleri de evlenmek istedikleri sözlük anlamında ki kız oluyor ama evlenmeden önce bir çok kızımızı kadın yapma çabalarına girişimde bulunuyorlar. Cahil beyinleri anlamak mümkün değil. Hayatınızın geri kalan kısmında başarılar dilerim.

  9. kutlu kutlu

    Fulsen, seni şimdi tanıdım. İçim sevgiyle doldu.Kadınlığınla gurur duy.Ana kraliçe

  10. Sena Onur Sena Onur

    Ne harika yazmışsın ! Ellerine sağlık. Bugün burada bu satırları yazıyor olduğum için ayrıca tebrikler.

  11. Kaan Kaan

    Bize ahlak diye öğrettikleri , aşıladıkları sistemin ne kadar yozlaşık bir sistem olduğunu görebiliyoruz. Eric Fromm bir kitabında insanın iki yapısından bahsediyordu yaratmak yada yok etmek. Başka bir deyişle Sevmek yada nefret etmek.Bizim toplumumuz yaratmaktan , yenilikten , anlayıştan ve gerçek sevgiden bihaber. Yaşama dört elle sarıl lütfen çünkü bazen gerçekten çok zor geliyor yaşamak devam etmek bu hayata. Yaşadıklarını tamamen anlamamız mümkün değil ama toparladığına sevindim. Keşke sana bunu yapanları yargılayabilme şansımız olsaydı.İyi günler.

  12. Cansu Cansu

    Sen ne guzel bir kadinsin! Cok guzel yazmissin. Icim eridi, kendi hayatimdan cok ornekler buldum. Hep korelmek, hep eksilmek zorunda miyiz dedim kendime.
    Kadinligini doyasiya yasa, herkesten cok hakediyorsun! Guzel kadin!

  13. Gülşah Gülşah

    Bu akşam unuttuklarını hatırlayarak, kadınlığınla barıştığın gecede Bu satırları yazan parmaklarının ucuna sürülü 321 numaralı ojenin kırmızısında kadınlığını sevdim ! Herşey istediğin gibi olur inşallah.

  14. ebru ebru

    Duygularınızı ne güzel ifade etmişsiniz, okurken farklı bir çok duyguyu aynı anda yaşadım ama en çok öfkeyi…

  15. anonim anonim

    Bir erkek birey olarak kategorize edilmiş olsam de hayatım boyunca bütün bu yazdıklarınızı sorgulamış cinsiyetsiz bir insanım. Kaleminize sağlık. Uzunca bir süre bunu yazan, anlatan ben olmak istemiştim. O zamanlar anlatamadığım için bugün paylaşıyorum. Saygılar.

  16. Muhteşem bir yazı üşenmedim okudum sonuna kadar harika bir düşünce , görüş ama bunu Anneme okutsam kapat böyle şeylerle beynini doldurma diyip beni azarlardı eminim ki..

  17. gülos gülos

    Kadinlik zor, erkek her halti yer erkeklik olur, kadin yaz askiyla öpüsse o…luk olur, hic adil degilsin be hayat! Yaranizi kendiniz desmeniz bile büyük cesaret, tebrikler.

  18. Ayten Ayten

    Bir anneyim ben. Anne sıcaklığıyla sarılsam diner mi bilmem acılarınız. Büyük laflar küçük kalacak bu sağanaktan sonra.
    Her şey gönlünüzce olsun… Sevgiyle kalın….hoş kalın

  19. Zeynep Zeynep

    Suratıma ateş bastı okurken. Bağırmak istedim okumayı bitirdiğim zaman. Daha din yokken, ülke yokken doğumun mucizesi yüzünden tanrı varsaydığınız kadının, canımdan çok sevip tüm kalbimle nefret ettiğim ülkemdeki, dünyadaki yerini bir kez daha gördüm. Ve bir kez daha anladım ki kadına şiddete, şiddetin her çeşidine sessiz kalmak en büyük suçmuş. Bende istiyorum bir pizza. Bir tane de 16 yaşında çocukluğu ölen 32 yaşındaki yüreği güzel kadına…

  20. esra esra

    herkesın bırbırıne saygı duydugu,hayatı herkesın ıstedıgı gıbı yasadıgı bır dunya ne guzel olurdu…

  21. anonim anonim

    “Bu ülke, sevgilisiyle sarmaş dolaş oturup sevgiyle sohbet edebilmesi için gençlere parklarını açmak yerine, onları bir daha geri gelmemek üzere doğduğu şehirden gitmeye zorladığı için utanmalı”

  22. Tebrik ederim dicem hata edicem ama klavyenize sağlık diyim yüreğiniz bir daha dert görmesin diyim Allah size ve sevdikleriniz mutlu uzun ve sağlıklı bir yaşam nasip etsin ne kadar güzel kaleminiz var değme yazarlara taş çıkartırsınızç Not: Güzel yazılar yazıyorsunuz bir yayın eviyle görüşün örneğin sokak yayınları yazılarınızı anında kitap yaparlar. Ve masraflarıda karşılarlar kazanç kapısı yani blogunuzuda ihmal etmeyin ama saygılar sevgiler başarılarınızın devamını dilerim sağlıcakla kalın…

    • ömer ömer

      ahahaha dayı senin olayın ne ya, önce bir övmeler sonra yol göstermeye çalışmalar falan. arkadaş içinden geçenleri kagıda dökmüş, toplumsal bir sıkıntıya parmak basmaya çalışmış. senin kafa hemen ticarete gitmiş.

  23. Havva Havva

    yazdıklarınızda herkese bir pizza dilimi kadar pay çıkacak anılar var, yüreğinize sağlık…

  24. Oğulcan Oğulcan

    çok güzel bir yazı olmuş. sanırım okunmaya değer bir blog daha buldum.

  25. Elif Elif

    Şans eseri yazınızı okudum, sanki ben de yaşamışım gibi çok etkilendim,…..

  26. Seni öldürmeyen şey güçlendirir. Ne güzel, KADIN gibi KADIN olmuşsun. Keşke bu yazını her ile, her haneye bireeeeer birer okutabilsek…

  27. Siz çok çok akıl dolu bir insansınız. Yüreğim eridi. Gıpta ile bakıyorum yazdıklarınıza. Bu mükemmel hayat hikayesini okumak ve bu tokadı yemek gerçekten güzeldi. Teşekkür ederim.

  28. özetgec özetgec

    Marjinal olmak istiyosan peynirli gofret ye,kadinligin erdemine dil uzatma a cakma hetero seni

  29. Metehan Kırant Metehan Kırant

    Ellerinize sağlık çok güzel yazmışsınız,cehalet ile dolu bu ülkede yaşamaktan bile utanıyorum bazen.

huseyin için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir