İçeriğe geç

32’me doğru, garson ve mutlu..

Fulsen TürkerMerhaba, ben Fulsen. Kimileriniz aslımı bilir, kimileriniz bu kağıtlar üzerindeki suretimi.

Evet, ben Fulsen. 2 ay sonra 32 yaşımı dolduracağım. Beş yaşında hayatımı kayıt altına almam tembihlendi, sekiz yaşımdan bu yana zaman zaman yazıyorum. Babam yok. On dört yıldır oğlak burcuyum. Kullandığım her kelimenin anlamını en az yedi kez sorgulamışımdır. Kafein, nikotin ve etanol severim. Uzun yıllar cinsiyetsiz çirkin bir varlık olduğuma inanarak yaşadım. Yirmi yaşıma geldiğimde kadın, yirmi bir yaşıma geldiğimde güzel bir kadın olduğumu keşfettim. Annem yok. Kadınların takdirini kazanıp, erkeklerin hayranlıklarını toplayarak bu yaşıma kadar geldim. Çok güzel hatalarım var, hepsini ayrı ayrı severim. Hatalarımın yarısına sebep cin tonik kadehlerini ise daha çok severim. Bir süredir herkese karşı fütursuzca dürüstüm. Güneşe, sivrisinek ısırığına ve hayata karşı alerjim var. Tüm talihsiz yaşanmışlıklarımın beni hayata karşı daha güçlü kıldığına inandım ve iyi yazabilmek için en kötüsünü yaşamam gerektiğine kendimi inandırdım. Üç kız kardeşim var; ikisinin adı Melek. Kadınlarla konuşmayı, erkeklerle sevişmeyi severim.

Evet, şimdi hatırladınız değil mi, ben Fulsen. Deneme ve yanılma yöntemiyle yaşamayı tercih ettiğim şu hayatta toplumun üzerime görev atadığı her işi takdirle tamamladım. Bana “Anadolu lisesine git” dediler, en iyisine gittim. Bana “İngilizce öğren” dediler, öğrendim. “Vakit kaybetme, hadi hadi, hemen üniversiteyi kazan” dediler, kazandım; “Geç kalma sakın, hemen bitir okulu” dediler, bitirdim. 22 yaşımı yeni doldurmuştum ki, yüksek ökçelerin üzerinde yürümeyi henüz bilmezken lacileri çekip dönemin en büyük bankasında, pek de fiyakalı bir unvanla işe başladım. “Yüksek lisans caizdir” dediler, “Hemen” dedim.

O çalışkan kadın ben, Fulsen, mektepliyim. Ne iş yapacağımı bilmeden okudum ben, okumayı sevdiğim için okudum. Alaylıyım. Beni Fulsen yapan ne varsa ve bunlardan hangisi kiramı ödüyorsa, tiyatro biletlerimi alıyorsa, meslek edindim, afili unvanlarla çalıştım durdum. Türkçeden Türkçeye tercümanım ben. Dağınık olanı toparlayanım. Nerede konuşulup, nerede susulacağını bilenim. Yedi milletten insanla anlaşabilenim. Yedi milletten insanı birbiri ile anlaştırabilenim. Yeri geldiğinde kelimelerin oyunbazı, yeri geldiğinde manipülasyonun ustasıyım. Hepsinden öte çalışmayı sevenim. Olmadığını gördüğümde, mutlu olmadığımı anladığımda değiştirenim.

Kartvizitini taşımak için üstüne para vermek zorunda kaldığım bir işin girdabından kendimi kurtarmak için içine atladığım hayatın işsizlik hali, Fulsen’in mutsuzluk haline dönüştüğünde, cama yapıştırılmış bir kağıdı işaret etmek suretiyle “Eleman ilanı için kiminle görüşmeliyim” dedim ve yine değiştirdim.

Merhaba, ben Fulsen; garsonum.

Aynı ilk gençlik günlerimde olduğu gibi, her sabah yatağımda kocaman bir gülümseme ile gerinerek uyanıyorum. Ben bir garsonum, işim bu: misafirlerime kahve, şarap ya da turta değil; mutluluk, huzur ve keyif satıyorum. İyisiyle kötüsüyle türlü ruh hallerinde içeri giriyorlar ve ben onlara gülümsüyorum, sonra onlar gülümsüyorlar, sonra hayat hepimize gülümsüyor. Bugüne kadar çalışmayı seviyorum diye seve seve yaptığım onca iş arasında ilk kez insanlık adına güzel bir iş yaptığımı hissediyorum. Hayatın keşmekeş telaşlarından sıyrılabilecekleri bir sığınak sunuyorum misafirlerime. Bugün hayatta en çok sevdiğim şeyleri yapıyorum: yazıyorum, ellerimle çalışıyorum, insanları yedirip içiriyorum. Artık yürürken kaldırım taşlarına değil, gökyüzüne bakıyorum. Bazı geceler eve dönerken ıslık çalıyor ya da yüksek sesle şarkı söylüyorum ve gece yatağıma uzandığımda beni çağıran uykuyu kendi kendime gülümseyerek karşılıyorum.

Bir tarafta ben varım: 32’me doğru garson ve mutlu… Diğer tarafta bizimkiler var; eşim, dostum, ailem… Ben çalışmaya başladım dediğimde “Senin adına sevinmeli miyim üzülmeli miyim” diye soran canım dostum, eski iş arkadaşım var; her telefon konuşmasında tekrar ve tekrar “Utanılacak şey değil ki” derken beni değil kendini telkin eden dedem var; beni kontrol etmek için geldiği kafede onun için aşkla hazırladığım latteyi içerken “Asiye nasıl kurtulur” bakışlarıyla beni izleyen teyzem var.

Merhaba ben Fulsen, beş yaşından bu yana ‘kurumsal bir firmada üst düzey bir yönetici’ olmak için yetiştirildim. Bugün 32 yaşında bir garsonum. Bu gece o beş yaşındaki kocaman gözlü hafif tombul kız çocuğu karşımda oturuyor ve mektepli hayatımın dönüm noktası sınavlarına hazırlanırken kabuslarla boğuşup, kusarak uyandığı gecelerin hesabını soruyor bana. Bu gece çok sevdiği hayatını bir dakikada sonlandırmış, çok sevdiği sevgilisini kurumsal hayatına uymayacağı için terk etmiş 22 yaşındaki genç kadın otuyor, o kız çocuğunun yanında, yazmadan çizmeden geçirdiği yılların hesabını soruyor bana. Yanlarında 30’una doğru kendini dünyanın kralı sanan kadın dikliyor; aylarca uğraşıp imza attırdığı altın satışları için, gecelerce mesai vererek hazırladığı stratejik planlar için harcadığı gençliğinin hesabını soruyor bana. “Bakın bana” diyorum onlara, “siz hiç bu kadar mutlu oldunuz mu?”.

Beni bilirsiniz ya da bilmezsiniz. Evet, ben sadece Fulsen. 2 ay sonra 32 yaşımı dolduracağım. Beş yaşında hayatımı kayıt altına almam tembihlendi, sekiz yaşımdan bu yana zaman zaman yazıyorum. Yıkıp yıkıp yeniden kurmaktan erinmem, yeter ki sonunda mutlu olacağımı bileyim. On dört yıldır oğlak burcuyum. Hayata dair arzum hep yazmak ve hep bugünlerde olduğum kadar mutlu olmak. Belki yine yüksek ökçelere bürünüp üst düzey bir yönetici olacağım, belki de garson kalacağım. Belki de… Bilmiyorum. Ama deneyimlemek için büyük bir açlık duyuyorum.

Kategori:İtirafname

419 Yorum

  1. […] istedim ) ‘fulsyazıyor’  blogunun yazarı , zaten kitabın çıkış noktası blogunda yazdığı bir yazı … Yazdığı bu yazı çok kısa sürede çok fazla okuyucuya ulaşıyor ve sonra bir […]

  2. Gizem Gizem

    Sıkıldığımda,bunaldığımda bu yazınızı açıp okuyorum ve hep aynı yerde gözlerim doluyor.İçim acıyor.Sanırım yanlış giden bir şeyleri 22 sine doğru fark eden ancak değişime belki 32 sinde karar verebilecek olan kadın da benim.Sevgiler olsun.İyiki yazmışsınız bu yazıyı. “Bu gece o beş yaşındaki kocaman gözlü hafif tombul kız çocuğu karşımda oturuyor ve mektepli hayatımın dönüm noktası sınavlarına hazırlanırken kabuslarla boğuşup, kusarak uyandığı gecelerin hesabını soruyor bana. Bu gece çok sevdiği hayatını bir dakikada sonlandırmış, çok sevdiği sevgilisini kurumsal hayatına uymayacağı için terk etmiş 22 yaşındaki genç kadın otuyor, o kız çocuğunun yanında, yazmadan çizmeden geçirdiği yılların hesabını soruyor bana”

  3. Alp Alp

    bende ayni durumdayim, farkimiz, kitalar…

    insanin zincirlerinden siyrilmasi guzel 😉

  4. […] biliyordu. Üzerinden sadece bir yıl geçtiğine inanmak zor. Zaman ne göreceli bir kavram. “32’me doğru, garson ve mutlu..”yu yayınladığım gün hayatın beni ta buraya getireceğini tahmin bile edemezdim. Burası […]

  5. bu kadar kalifiye insanların garsonlukla yetiniyor olması canımı sıkıyor. neden kendinize küçük bir firma kurup, mutlu olacağınız bir ürünü alıp satmayı denemediniz? ben de sizin gibiydim. çok kurumsal bir firmada acı çekerek uzuuun bir süre çalıştım. neticede müdürümün istediği bir görevi, onun istediği yoldan yapmadım diye “g*tüme tekmeyi tedim”. ama iyi ki de yemişim. on yıldır ihracat yapıyorum, çok zorluk çektim, inanmayanlar oldu, yolumdan döndürenler oldu ama inat ettim. şimdi hepsini işe alabilecek düzeyde firmam ve birikimim var. işime istediğim saatte geliyorum, istediğimi alıp, istediğim yere gidebiliyorum. aileme bakıyorum. lütfen hayatınızı sadeleştirmek isterken vites küçültmeyin. ama tabii bu tercih meselesidir, karışılmaz 🙂

  6. Mine Mine

    kitabı okudum. O kadar sıkıldım o kadar sıkıldım ki… Uzuuuun uzuuuun uzun.. Gereksiz uzamalar, sonuç yok, en sonu güzel bağlanmış ama o kadar da olsun bu da can yani… Yeni baskı olacaksa 100 sayfaya indir bence. Kısa öz olsun akılda kalsın.

  7. […] da kendi mutluluk hikayesini. Bir süre önce çeşitli sosyal medya araçlarında paylaşılan, 32′me doğru, garson ve mutlu yazısıyla bir anda hepimize ne zamandır ne için çalıştığımızı sorgulatmıştı. […]

  8. Cihan Cihan

    Yazdığın yazı ile birlikte garsonluğa artacak talep doğrultusunda gerçekten garsonluktan başka iş yapamayacak insanların iş bulmaları biraz daha zor olacaktır.

  9. Aslı Aslı

    Bence bu oğlaklarda bir gariplik var. Hemen hemen aynı şeyleri yaşamışız, bende herşeyi bırakıp cruise gemilerinde çalışmaya gittim. 6 yıl garson olarak çalışıp, dünyayı gezdim. Dönüp sonra herşeye kaldığım yerden devam ettim. Böyle hayattan molalar cesaret ister, yemiyorsa da insanlar oturur bok atar!! O molayı alabilen anlar sadece…. Şimdi benim şu anda çok param olsa o kadar gezecek vaktim olmazdı. Vaktim olsa zaten o kadar para yok demek 🙂 birde işe çocuk girdimi daha da zor. Ben gitmişim görmüşüm alaskayı, panamayı, bütün görmek istediğim yerleri şimdi kimse aaa keşke kariyerine kariyer katsaydın diyememiştir ;).

  10. İçimdeki sessiz çığlıkları haykırırcasına senin kaleminden okumak ve içerisinde yaşadığım şu dünyada benim gibi düşüncelere sahip senin gibi değerli insanlarında var olduğunu bilmek çok güzel bir şey. Selam olsun sana…

  11. aslı aslı

    Yazdıklarına Hayran kaldım gerçekten. Çok isterdim senin kadar cesaretli olabilmeyi. Ardımda bırakacağım kariyer senin bıraktıklarından bile küçük olmasına rağmen yapamam. Yapamam çünkü para özgürlük demek. Para hayatının kararlarını kendin almak demek. Merak ediyorum hayatın gerçeklerini ne yapıyorsun? İstanbul gibi bir yerde garson maaşıyla ihtiyaçlarını karşılayabiliyor musun? Tiyatro bileti alamadığında mutsuz olmayacak mısın?

  12. Depresif Gız Depresif Gız

    Biraz mutsuzum bu günlerde. Az önce okudum yazılarından birini ilk defa. Şimdi de bunu okudum. Biraz daha az mutsuzum şimdi. Daha da umutluyum mutlu olacağıma. Sekreterlik yerine garsonluk yapmak isterdim ben de. Ama annem garsonluğun düşük bir meslek olduğunu düşünüyor. Benim yerime de gülümse insanlara lütfen.

  13. zeynep y. zeynep y.

    Nasıl güzel oldu bunu okumak. Nasıl iyi hissettirdi yalnız olmadığımı bilmek. ” aklını mı kaçırdın sen ?” diyen arkadaşlarımın veya söyleyemeyen ailemin karşısına çıkıp ” evet” diyebildiğim ya da diyebileceğim andaki gibi güzel hissettirdi. “Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız…Bir amacımız yok; ne büyük savaş ne de büyük bir buhran yaşadık…Bizim savaşımız ruhani savaş… Ve bunalımımız kendi hayatlarımız…” bunu paylaşarak sonlandırıyorum ve teşekkür ediyorum ve de oğlakları seviyorum oğlak olmaktan yine gurur duyuyorum :)…

  14. Seda Seda

    Merhaba sevgili Fulsen,
    Bir çok erkek sana ” ne kadar da haklısın” demiş 🙂 Güldüm birazcık 😉
    Hikayeni bir pazar günü gazetede okuduğumu hatırlıyorum.
    Belki inanmazsın; karamsardım bugün ve iş dünyasında yaşadığım çözümsüzlüklerle enseyi karartmıştım ki sol koluma hafif ağrı girince, çaremi internette aradım. google “abimize”…- işime hiç inanmıyorum, işten ayrılma riskini de alamıyorum- yazınca tekrar seninle karşılaştık.:) Şimdi ne yapıyorsun bilemiyorum ama selamlar olsun benden 🙂

    • Tüm kalıpların dışından bakıp beni hayatta en mutlu eden şeylerin meslek karşılığını bulmuş biriyim sadece.Hala garson ve hala mutluyum. Sevgi ve muhabbetle..

  15. biraz önce tanıştım seninle ve sanırım tüm yazılarını okuyacağım ilk okuduğum yazında oğlak mı bu kadın yahu dedim 14 yıldır oğlak olduğunu öğrendim .. bazen gözümde yaşla bazen gülümseyle okudum ilk 3 yazıyı .. vakit buldukça geri geleceğim .. çok sevdim seni :=))

  16. Alp TOKAT Alp TOKAT

    Merhaba, ben Alp. Kamyoncuyum. Sizi İK’da okuduklarımdan tanıdım. Benzeşenler olduğunu gördüm ve hikayemi paylaşmak istedim. Annem doktor, babam mühendis subay. TED Ankara Koleji mezunuyum. Sonrasında Educational Institude of American Hotel and Motel Association’ dan associated derece sahibi oldum. Yillarca otelcilik ve acentacılık yaptım. Devamında Bodrum’ a yerleştim ve büyük kurumsal bir tekstil firmasının şubeler müdürü assistanlığı yaptım. Yedi sekiz yil mayo bikini ve ic camaşırı satışı yaptım Bodrum’ da. Sonra Ankara’ ya döndüm ve Türk Hava Yollarında Amerika Masasında görev aldım. Lisanlı otomobil sporcusuydum yıllar önce. Devamında uzun yıllar off-road ve doğa sporları yaptım. Çok paralar kazandım ve hepsini harcadım. Kaliteli, bol gece hayatlı, hareketli sosyal yasamım oldu. Ama Hiç Mutlu Olamadım. Büyük yanlışlar vardı galiba hayatımda. Sonra karar verdim. Kaliteli ama beni mutsuz eden etiketi güzel Thy’ deki görevimden istifa ettim. Cesaretle Karar verdim. Ailem kamyoncu ol diyemi okuttuk seni dedi ve maddi destek vermedi. Zaten artık paraları yoktu. Jipimi satmıştım. Biraz para kalmıştı. Bankadan kredi cektim. 97 model yerli bir kamyon alip nakliyecileğe başladım. Sevdiğim bir sey yapıyorum. Kamyon kullanarak borçlarimi odeyecek ve geçinecek kadar kazaniyorum. ARTIK ÇOK MUTLUYUM… Oncelikle mutlu oldugunuz bir ömür dilerim. Sağlıcakla…

  17. Toros Toros

    Bundan sonraki kariyeriniz adına sempatik bir reklam ve etkili bir Cv olmuş (kasıtlı yada kasıtsız). Fiziksel şartları umursamadan mutlu olabilecek bakış açısına sahip olduktan sonra, garsonda olsanız, üst düzey yönetici de olsanız mutlu olmayı başarırsınız ki başmışsınızdırda. Ama dönem dönem hayatın yüklediği sorumlulukların altından bu şekilde sıyrılmak insana iyi gelir. Size nacizane tavsiyem bundan sonraki kaçışınız, 1 adet bavul ile dünyanın bilinmedik bir yerine kaçmaktır, o zaman içini boşalttığınız gardrobada ihtiyacınız kalmayacak, yaşınız da 32 den geriye doğru ilerlemeye başlayacaktır. Sevgiler!

  18. gül gül

    Sonunda okudum ve ne desem ki bilemedim, keske bu yaziyi sabah kahvaltiya gelmeden once okusaydim okusaydimki cok daha fazla sarilsaydim sana:)))) Sasirmadim ama bayildim kendini nasil guzel ozetlemissin… iste bu yuzden seviyoruz ya seni..

  19. gggg gggg

    sanki geçen 32 yıla üzülen bir kadın var cümlelerde ama bence herkes hakkettiğini yaşar ve hesap sormamalı geçen günler çünkü onlar sadece birer sebepler bugunler için.

  20. abidin dino abidin dino

    madem oğlak burcusun doğum bilgilerini ver de ayrıntılarına da bakalım gezegenlerinin açıları vs 🙂

  21. Barış Karaosmanlar Barış Karaosmanlar

    Hayatın yanlışları mı dersin yoksa elalemin doğruları mı sistemin canı cehenneme :)))

  22. onur onur

    Merhaba ben Fulsen, beş yaşından bu yana ‘kurumsal bir firmada üst düzey bir yönetici’ olmak için yetiştirildim. Beni etkileyen en güzel kısmıydı. Bu güzel yazı için teşekkürler.

  23. ipek ipek

    tez yaziyorum, 29.5 yasindayim 🙂 aglayarak okudum… tesekkurler, kendin boyle guzel baktigin, boyle guzel bir secim yaptigin icin

  24. nihal nihal

    işte beni anlatan bir yazı….sevmediğim bir işte yıllardır çalışıyorum her sabah lanet ederek bu çilenin birgün bitmesi için dua ediyorum…bir şeyler üretmek sevdiği işi yapmak harika şeyler…

  25. husoerdem husoerdem

    Bu yazıyı okuyup da etkilenmemek elde değil…
    En kısa sürede bir acı kahve için görüşmek dileğiyle…
    Teşekkürler Fulşen…

  26. Nalan Nalan

    Yıllardır aynı duyguları yaşayan ama korktuğu ve elalem isimli örgütten yıldığı için bir türlü hamle yapmayı beceremeyen ve sabahları somurtarak uyanan yay burcu kadınından…. Tüm bunlara göğüs gerebildiğiniz için Tebrikler…

    • husoerdem husoerdem

      asıl sorunlu, böylesine öz güven dolu bir şekilde insanlara “sizi mutlu edecek şeyi yapın” mesajı veren bir insana sorunlu olarak bakandır bence…

  27. Duygu Duygu

    yeriniz nerde öğrenebilir miyim? ben de bir latte içmekten memnun olurum böyle yaptığı işi severek yapan birinin dükkanında. bizim de bir tutam mutluluğa ihtiyacımız var (:

  28. kadir kadir

    çok hoş olmuş uzun süredir bende bu tarz düşüncelerdeyim.senden daha az deneyime sahibim belki ama bekle yetişeceğim sana 🙂 yetişmek gerek çünkü her tadı tatmak lazım.

  29. serhat yaş serhat yaş

    39 yaşında rock grubu kuran ,ama müdürü olduğu satış firmasını imkanları çok iyi olduğu için bırakamayan , yay burcu adamın ,içinden geçenleri ” ahanda benden bahsedio” dedirten yazı,,sabah sabah beni gülümseten kadın,,teşekkürler ..

    • manuel manuel

      Sevgili Fulsen,
      doktor olduk, mühendis olduk ama unuttugumuz birsey vardi “mutluluk”.
      Ecnebi bir müsterimin 7-8 yasindaki ogluyla sohbet ediyorum, cocuk “ben büyünce itfayeci olacam” diyordu, ben ise “yok sen daha büyük birsey olacaksin okuyacaksin üniversiteye gideceksin” diyorum (gencligime verin cok genctim o zamanlar), sohbetmizi dinleyen babasi “mutlu olsun da istersen cöpcü olsun”… ben bütün kariyerli meslekleri düsünmüstüm bu cocuk icin, ama esas gerekli olanin “mutluluk” oldugunu unutmustum samar gibi bir cevap vermisti babasi.
      Fulsen demissin ki… “Tüm talihsiz yaşanmışlıklarımın beni hayata karşı daha güçlü kıldığına inandım” evet dogru, alman atasözüdür “öldürmeyen sey güclendirir”.
      Tecrübeyle -deneyimle- ögrenecegiz, baskasi kendi tecrübesiyle sana dersler vermeye kalkar, baskalarinin tecrübesinden dersler cikaramazsin sen, kendi tecrübenle ögreneceksin ve unutma yalniz kendi tecrübenden edindigin bilgi senin icin denenmis direkt bilgidir.
      Ögrenmenin yasi yoktur, sen 32 yasinda ögreniyorsun, 50 yasinda da ben ve hep ögrenecegiz. Hayat hep bir deneme yanilmadir, bazen denme yamulma da olsa, bizzat kendin denemekten ve hata yapmaktan korkmayarak ögreneceksin.

  30. Gamze Gamze

    Sizi tanımıyorum ama hayata bakışınızı çok sevdim ☺️
    Yazılarınızı takip etmek isterim
    Çok güzelmiş

  31. arzu arzu

    sevmediği bir işte çalışıp sevdiği şeyleri erteleyen ve 2 ay sonra 26 olacak bir oğlak kadını olarak dönülmez kararlar almaya cesaretlendirdi beni yazdıkların 🙂 teşekkürler 🙂

  32. sistem arızası sistem arızası

    Nejat İŞLER, Okan BAYÜLGEN, Fırat DANIŞ, Volkan KONAK, Şevval SAM bir gece, bir sahilde oturup rakı balık yapsak, masanın en uç sol köşesinde oturan Sunay AKIN’ı hiç susturamasak, Şener ŞEN masanın baş köşesine geçip oturduğunda, Cemal SÜREYA ‘lı cümlelerimiz boğazımıza düğümlense, fon da Neşet baba, Zeki paşa, ruhumuza işlese..

    O gece boğaz da düğün değil de ne..

    Hep beraber Ömer Lütfü METE ‘yi ansak, ben yeniden anlatsam”Gülce”yi, Erkan OĞUR çalsa, İlber ORTAYLI anlatsa,”Nazım”a uygun mısralar konsa masaya..

    Hepsi bir ağızdan “neden okumuyorsun” diye sorsa.

    “İkra” dedi ya yaradan ilk emrinde, hatim etmişliğim de var ama ben çok okumayı sevmem ki.

    Dinlemeyi severim, seyretmeyi, bi de “seyahat etmeyi”,Gökyüzüne bakıp, sema da gezinmeyi severim.

    Göze görünenin gönlüme değmesini severim, gönül gözüm “uzağı”görmez ki.
    Her gece kaçarım kendimden, gündüzleri yine aynı ben, aşk tuzağına düşemem ki.
    Tamam, tadı tuzu yok hayatımın ama başkasının celladı olamam ki,
    Çok ayrıntılı düşünüyorum belki, çok ayrı yaşıyorum ama “ki” ler ayrı yazılır ki.

    En büyük kavgam kendimle, sevdiklerimi de çekiyorum kendi savaşlarıma.
    Dedi ya Cemal, “Aramızdaki savaş nasıl anlatılır şimdi. Onun yüreği Filistin’di ben oraya yerleşmeye çalışan batılı çocuk.”
    Dedim ya, bir kelime yetiyor, dokundukça yüreğime, kan akıyor oluk oluk.
    Öyle savruk, öyle tutarsız ki ömrüm, sanki her saniye bereket, her dakika bolluk.
    Ama her gece sonunda, kedimle yan yana oturduğum yine o sıkış tepiş koltuk.

    Neyse ki yarın yine iş, yine telaş, yine kavga, yine savaş.

    Ay batar güneş doğar, adımlarım yalan zeminlerde, sahte samimiyetlerde “herkes”
    Sahte gülümsemeler, anlık sohbetler,
    İçtiğim iki fincan kahve, sigaramdan çektiğim iki nefes.
    Hayat geçip gidecek. Yaşam, telaşı ile sürecek. Elbet bir gün gelecek, seni yanına çağıracak o ses…

    Zengin kafiyeler, fakir hayatlar ömrümü bitirecek.
    Tam uyaklar, yarım kulakla dinlenecek.
    Virgüller başa, noktalar sona gelecek.
    Sahte olan geceler mi, yoksa gündüzler mi gerçek.

    Feys te aşk’a gelip yazıp çizerek geceler geçmez ki.
    Neyse ne arkadaşım, yemişim aşk acısını, sen hiç ayağının serçe parmağını sehpanın köşesine çarptın mı ki..

    T.Ü. Dün ve bugün, aslında mütemadiyen her gün.. 26.09.2013
    Beğen

    • yasemin günay yasemin günay

      yazmak yazabilmek cok güzel yazın keza çok güzel yazıyorsunuz ben işin okuma tarafındayım şimdilik belki birgün”ey mutluluk ” elma dersem cık armut dersemde çık olurmu .

  33. Zamanı yavaşlatmak ve şimdinin hakkını vermek!..
    Bilincin yaşı ve cinsiyeti yok!
    Doğrunun da…
    Haydi,
    İyi bir kitap yaz ve getir yayınevi olarak basıp dağıtalım.
    Geçici olanlarda kaybolanlara, kalıcı olan bir armağan sunalım.

  34. lightofheaven lightofheaven

    Tumturaklı laflarla, kapitalizme başkaldıran ergen tribini iyi yansıtmışsın. Eminim ki bazı insanlarda ikinci bir fight club (eminim başucu klasiğindir) aydınlanması yaşatacaksın da. Azcık eğri oturup doğru konuşalım bence. Kimse bu tarz bir aydınlanma yaşamıyor, ya da boktan hayatı boktan ve önemsemeyeceği bir işe girince düzelmiyor. Kaldıramadığın baskıların ardından kolaya kaçıp saklanmak son zamanlarda çok takdire şayan bir şeymiş gibi yansıtılıyor. Ama aslında sen de, ben de biliyoruz ki bu sistem altında güçlü olan kazanıyor.
    Bunun bir benzerini köy hayatını yücelterek, doğallığın ne kadar da muhteşem bir şey olduğunu vurgulayarak mahalle kasabı dahi yapıyor. Elbet herkes “alıp başımı köye yerleşicem; ne stres, ne trafik, ne gdo” goygoyunu en az bir kaç kez avam çevresinden duymuştur. Senin farkın hitabetinden kaynaklı zaten.
    Gel seninle anlaşalım, gerçek niyetini söyle biz de en azından salak yerine konmuş olmayalım. Bu ilgi budalalığının sebebi nedir? Beyaz yaka yaşamında karşılaştığın samimiyetsiz merhabalara, canımlara, cicimlere bir tepki olarak mı ilgiye bu kadar açsın, yoksa daha temel bir sevgi eksikliği yüzünden mi bu hale geldin?
    Ama yine de eminim ki bir süre “Ferrari’sini satan bilge” muamelesi görecek ve aç olduğun ilgiye kısa bir süre de olsa doyacaksın. İnşallah yazıların devam eder de uzun süreç içerisinde son geldiğin noktayı da görme imkanımız olur. Çünkü bu tarz hikayelerin şehir efsanesine dönüp sonradan iyice yüceltilmesi bu triplerden beni daha çok gıcık ediyor.

    • Burcu Burcu

      Ayakta alkışlıyorum yazı uyuttu yorumlar uyuttu lightofheaven siz uyandırdınız 🙂

    • Sebep davranışların tetikleyicisidir.
      Kitlesel hipnoz altındaki bir bilincin, hipnozu kırması takdir edilecek bir adım.
      Yorumunuz çok anlamlı.
      Benim anlamlı bulmam da seni tatmin edecek bir sebeptir.
      Görüşlerini anlamlı buluşumun senin umrunda olmayışı da bir başka doyum olacaktır sana.:)
      Anlamlandırmaya kalkışmaktan çok, ANLAMIN kendisi olup, ANLAM katmak önemli olsa gerek.
      Sevgiyle.:)

    • Meltemce Meltemce

      lightofheaven sanki ilgi çekmek isteyen Fuls değilde bu kadar zaman ayırıp yazan sensin 🙂 Hayat kolay değil ama uzun uzadıya yazacak kadar da zor değil.. ne var bunda anlamadım? kim nasıl hissediyorsa öyle yaşar, nasıl mutlu olacaksa o yolda gider.. Basit değil mi? Yok değil vs diyeceksen bu da senin dünyan. Eminim senin için basit değil. sen de mutlu ol bir yolunu bulduğunda.. İlla birilerini eleştirmek gerekmiyor. Olduğu gibi kabul etmek lazım mutlu olabilmek için..Ve Fuls 🙂 kabuğundan çıkıp özgür yazabildiğin için ne şanslısın.. Bundan sonra takipçinim…Sevgiler..

    • hurdle rate hurdle rate

      sevgili lightofheaven,
      cok haklisin, disarida kiyasiya bir kavga var… kariyer kavgasi… deger mi sence o kavgaya… karninda gaz…günler, aylar, yillar kavgayla gecip gidiyor… yenilmedim demek cok önemliyse…buyur sen yasa bu sistemi…bence dönme dolaptan cikmayi basarabilmislere -sistemi degil, kendini yasayanlara- camur atma… sen kazandigin kavgalari say, fulsen hanim da huzur icinde gecirdigi günleri…

  35. ben ise 36 yaşıma kadar garsonluk yaptım…yakındığım zamanlar oldu..insanlarla bire bir uğraşmak ne zor deyip pes etmeye kalktığım zamanlar…ama en yoğun saat leri atlattıktan sonra bir sigara yakıp biraz dinlenince tebessüm yakaladığım oldu dudaklarımda:) hadiiiii artık kapatıyoruz son içkiler benden deyip misafirler ile içtiğim o günün son kadehinin tadını özlediğimi anımsattınız bana.teşekkür ederim:)

  36. ali ali

    bu hayatın sisteminden nefret ediyorum.. birileri çıkıp sürekli hayatını yönlendirmeye çalışıyor.. inanın ayakta durabilmek için ”koltuk deynekleri” gerek..

Arzum için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir